Türkiye, pek çok ülkede normal sayılmayan olayların artık sıradan görüldüğü bir ülke haline getirildi. Geçen hafta insana »Bu da olabiliyormuş« dedirten iki olay yaşandı.
İlki Edirne E Tipi Cezaevi'nde tutulan HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş'ın hücresine »twitter araması« yapılmasıydı. Komik ama gerçek. Adalet Bakanlığının emri üzerine cezaevi görevlileri Demirtaş'ın odasında arama yaptı. Koca devlet, 24 saat gözetim altında tuttuğu, izlediği Demirtaş'ın değil, şifresini verdiği bir arkadaşının twitter atabileceğini akıl edemedi. Tam bir kara mizah örneği. Şu günlerde yazdığı öykü kitabı konuşulan Demirtaş, herhalde bu baskını da güzel bir öyküyle anlatır.
İkinci olay ise öğretmen Ayşe Çelik'in başına gelenler... 8 Ocak 2016'te gecesi evinde en çok izlenen televizyon kanallarından biri olan Kanal D'de yayınlanan sohbet, eğlence ve magazin programı Beyaz Show'u izleyen Diyarbakırlı »Ayşe öğretmen«, o günlerde Kürt kentlerinin güvenlik güçleri tarafından yerle bir edildiğini bütün Türkiye'ye duyurmak için canlı yayına telefonla bağlanmaya karar vermişti. Ve yayına bağlanmayı başarmış, milyonlarca izleyiciye, »Ülkenin doğusunda yaşananların farkında mısınız? Sessiz kalmayın, insanlar, çocuklar ölüyor. Burada yaşananlar ekranlarda çok farklı aktarılıyor. Sessiz kalmayın. İnsan olarak biraz daha hassasiyetle yaklaşın. Görün, duyun ve artık bize el verin. Yazık. İnsanlar ölmesin, çocuklar ölmesin, anneler ağlamasın« çağrısını yapmıştı.
Terörle hiçbir ilgisi olmayan bu insani çağrıya programın sunucusu Beyazıt Öztürk de destek vermişti. Stüdyoda çoğunluğu gençlerden oluşan izleyiciler de öğretmenin »Çocuklar ölmesin« çağrısını hep birlikte alkışlamıştı. Politik olmayan eğlence programında güzel ve anlamlı bir tablo oluşmuştu.
Ama bu güzel dayanışma tablosu, ekran başındaki hükümet yetkililerinin hoşuna gitmedi. »Çocuklar ölmesin« çağrısından »terör örgütü propagandası« çıkarıldı. Bir gün sonra Ayşe öğretmenin evine özel timler baskın düzenledi, gözaltına alındı, sonra hakkında dava açıldı.
Programın sunucusu ve yapımcısı hakkında da »terör propagandası«ndan soruşturma başlatıldı. Ancak sunucu eleştirilerin ardından çıkıp »gürültüden duymadım« diyerek özür diledi. Yetmedi, »Ben devletin tarafındayım« dedirtildi. Korkudan aylarca programa canlı telefon bağlantısı yapamadı. Kanala da 900 bin TL (Yaklaşık 225 bin Euro) para cezası verildi.
Peki ya Ayşe öğretmen... Söylediklerinden hiç pişman olmadı. Milyonlarca insanın duyduğu sözlerinin arkasında durdu, boyun eğmedi. Çünkü söylediklerinin terörle ilgisinin olmadığını çok iyi biliyordu. Hakkında açılan davada örgüt propagandası suçlamasıyla 7,5 yıl hapis cezası talep edildi. Sonra 15 ay hapis cezası verildi. 2 Ekim'de itirazı değerlendiren İstanbul Bölge Asliye Ceza Mahkemesi 15 ay hapis cezasına onayladı. Ayşe öğretmen şimdi 2-3 aylık hamile. Yakında cezasını çekmek için cezaevine girecek, çocuğu da gözlerini cezaevinde açacak. Bu kararla, Türkiye doğmamış çocukların da hapse atıldığı bir ülke haline geliyor. Adalet Bakanlığı'nın verilerine göre şu anda zaten cezaevlerinde 0-6 yaşları arasında 594 çocuk var. Buna rağmen hükümete yakınlığıyla bilinen »Akşam« gazetesi bir süre önce cezaevlerinin çocuk haklarına uygun donatıldığını ileri sürerek övmüştü. Dışarıda doğup hapishaneye girenlere şimdi bir de hapishanede doğacak Ayşe öğretmenin çocuğu eklenecek.
Akıl dışı davranışlar ve cezalar aslında rejimin büyük bir panik içerisinde olduğunu gösteriyor. Panikledikçe toplum üzerinde korku ve şiddeti yoğunlaştırıyor. En insani, masum çağrılara verilen hapis cezasıyla elbette bütün topluma bir gözdağı vermeyi amaçlıyor. Hiç kimsenin gerçekleri dile getirmesi, televizyonların da bunları yayınlanması istenmiyor. Bir tek Erdoğan konuşsun diyorlar. Bunu yaparak her diktatör gibi halkı susturacaklarını, muhalefeti bastıracaklarını sanıyorlar. Ama mümkün değil. Korku tüneli çoktan aşıldı.
Quelle: https://www.nd-aktuell.de/artikel/1066759.tuerkiye-i-nanılması-zor-ama-gercek-olaylar.html