Werbung

Başka bir Türkiye var

  • Yücel Özdemir
  • Lesedauer: 4 Min.

Almanya'dan bakınca Türkiye'de daha çok Cumhurbaşkanı Erdoğan, partisi AKP (Adalet ve Kalkınma Partisi) ve bunların temsil ettiği milliyetçi - muhafazakarlığı, otoriterliği görüyoruz. Son bir kaç yıldır yaşanan pek çok gelişme nedeniyle Avrupa'da »Türkiye eşittir Erdoğan« algısı oluştu. Elbette bunun haklı nedenleri var.

16 Nisan referandumunda hileli şekilde »Evet« oylarının fazla çıkması bu algıyı güçlendirdi. Türkiye'nin yarısının Erdoğan'ın istediği »tek adam rejime« destek vermesi haklı olarak hepimizi ürküttü. Bunun etkisiyle otoriter rejime karşı çıkan Türkiye'nin diğer yarısı çoğunlukla görülmedi. Ya da çok az görülebildi.

Yücel Özdemir

Yücel Özdemir 1968‘de Varto’da doğdu, Köln‘de yaşıyor. İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Matematik Bölümü’nde okuduğu sırada Evrensel Gazetesi‘nin önceli olan haftalık haber-yorum dergisi “Gerçek”te sorumlu yazıişleri müdürü olarak gazeteciliği başladı.

Ordu içerisinde Kürtlerin, Alevilerin ve solcuların takip edildiğine dair gizli belgeler dergide yayınlandıktan sonra hakkında “vatana ihanet” suçlamasıyla dava açıldı. Ağustos 1993‘te Almanya‘ya sığınma başvurusu yapmak zorunda kaldı. Özdemir, yayınlandığı gündem bu yana Evrensel gazetesine Almanya‘dan haberler ve köşe yazıları yazıyor. Münih Eyalet Mahkemesi‘nde devam eden NSU Davası‘nda kura çekimiyle akreditasyonu kabul edilen 50 gazeteci arasında yer alıyor ve buradaki yerini Neues Deutschland gazetesiyle paylaşıyor.

Halbuki referandum aynı zamanda başka bir Türkiye'nin olduğunu, halkın yarısının Erdoğan'a karşı çıktığını açık olarak gösterdi. Hem de çok ağır baskı, saldırı ve engellemelere rağmen. Denilebilir ki, tek adam rejimine karşı çıkan Türkiye'nin yarısı bugün de hayatın her alanında tepkisini gösteriyor. Korkup geri çekilme yerine her fırsatta itiraz genişleyerek devam ediyor.

Die Kolumne von Yücel Özdemir in deutscher Fassung: Es gibt eine andere Türkei

Anamuhalefet partisi CHP'nin (Cumhuriyet Halk Partisi), referandumdan iki ay sonra Ankara'dan İstanbul'a yaptığı 24 günlük Adalet Yürüyüşü korku iklimini dağıttı ve parlamento dışında direnmenin tek çare olduğunu gösterdi. Bu yürüyüş aynı zamanda biraraya gelmeyen farklı kesimlerin (Kemalistler, Kürtler ve diğer sol güçler) yan yana gelmesine ortam hazırladı. Bu yakınlaşma HDP (Halkların Demokratik Partisi) tarafından başlatılan »Adalet ve Vicdan Nöbetleri« eylemlerinde de devam etti. Ancak, CHP'nin geçen hafta düzenlediği »Adalet Kurultayı«na HDP'nin resmi olarak davet edilmemesi, oluşan olumlu havayı şimdilik biraz da olsa dağıtmış görünüyor. Buna rağmen, her parti kendi cephesinden Erdoğan ve partisine karşı geniş kesimleri nasıl bir araya getireceğine dair planlar yapmaya devam ediyor.

Basın açısından Türkiye tarihinin en karanlık dönemi yaşanmasına rağmen, kalan az sayıda gazete ve gazeteciler gerçekleri yazmaya devam ediyor. Barış bildirisine imza attıkları için işten atılan akademisyenler, şimdi üniversitelerin dışında mücadeleyi sürdürüyor. Olağanüstü hal yasalarıyla grev hakkı ellerinden alınan işçiler buna rağmen greve çıkıyor.

Ortaçağ koşullarının dayatıldığı kadınların Erdoğan'a teslim olmaya hiç niyeti yok. Zira onlar tek adam rejimine karşı verilen mücadelenin her alanında yer alıyor. Çoğu zaman da en önde....

İşte tüm da bu nedenlerden ötürü görünenin dışında başka bir Türkiye daha var. Görünmeyenler her alanda daha fazla demokrasi ve herkes için adalet talep ediyor. Komşu ülkelerle savaş değil barış içerisinde yaşamayı savunuyorlar. Mücadele yükseldikçe Erdoğan'ın korkuları büyüyor, korktukça baskıyı da yoğunlaştırıyor. Bu nedenle siz çok güçlü olduğuna bakmayın. Erdoğan rejimi çoktan kağıttan kaplan.

Erdoğan'ın asıl gücü, ülke nüfusunu oluşturan çoğunluk durumundaki Sunni-İslam inancından halkı birleştirerek arkasında sürüklemesinden geliyor. Bu çoğunluğun bir bölümünü temsil eden ya da edebilecek başka partiler kalmadığı için şimdilik blok halinde yedekleyebiliyor. Ancak, MHP'den (Milliyetçi Hareket Partisi) ayrıların Ekim ayında kuracaklarını ilan ettikleri ve »orta sağ« çizgide olacağı belirtilen partinin Erdoğan'dan fazla oy koparacağı ve bu blokta bir bölünmeye yol açacağı şimdiden yüksek sesle ifade ediliyor. Bu nedenle Erdoğan'ın bu partinin güç toplamaması için her türlü yönteme başvuracağı sır değil.

Ne yazık ki,Türkiye'de siyasi bölünmüşlük sosyal temelinde, ekonomik sorunlar üzerinden değil, dini kimlikler, aidiyetler ve etnik kökenler üzerinden sürmeye devam ediyor.

Ve Türkiye'nin egemen güçleri yüzyıllardır bunu ayakta tutmak için çaba harcıyor. Etnik kökenler, dini kimlikler ve aidiyetler yerine sosyal sorunlar etrafında bir araya gelmeyi savunan ilerici, devrimci, sosyalist güçler ise hep baskı altında tutuldu, hapishanelere atıldı ve katliamlarla yok edilmek istendi. Her askeri darbe ülkenin sol-ilerici güçlerin ezilmesine, sağ-gerici güçlerin güçlenmesine hizmet etti.

Bütün olanlara rağmen Anadolu topraklarında, Nazım Hikmet’in değişiyle »Güneşli güzel günlere« dair kavga ve umut hiç tükenmedi. Ve bu kavga şimdi otoriter rejime karşı »başka Türkiye«de yeniden mayalanıyor.

Das »nd« bleibt. Dank Ihnen.

Die nd.Genossenschaft gehört unseren Leser*innen und Autor*innen. Mit der Genossenschaft garantieren wir die Unabhängigkeit unserer Redaktion und versuchen, allen unsere Texte zugänglich zu machen – auch wenn sie kein Geld haben, unsere Arbeit mitzufinanzieren.

Wir haben aus Überzeugung keine harte Paywall auf der Website. Das heißt aber auch, dass wir alle, die einen Beitrag leisten können, immer wieder darum bitten müssen, unseren Journalismus von links mitzufinanzieren. Das kostet Nerven, und zwar nicht nur unseren Leser*innen, auch unseren Autor*innen wird das ab und zu zu viel.

Dennoch: Nur zusammen können wir linke Standpunkte verteidigen!

Mit Ihrer Unterstützung können wir weiterhin:


→ Unabhängige und kritische Berichterstattung bieten.
→ Themen abdecken, die anderswo übersehen werden.
→ Eine Plattform für vielfältige und marginalisierte Stimmen schaffen.
→ Gegen Falschinformationen und Hassrede anschreiben.
→ Gesellschaftliche Debatten von links begleiten und vertiefen.

Seien Sie ein Teil der solidarischen Finanzierung und unterstützen Sie das »nd« mit einem Beitrag Ihrer Wahl. Gemeinsam können wir eine Medienlandschaft schaffen, die unabhängig, kritisch und zugänglich für alle ist.